Dereli

ŞEYH MUSTAFA VE AKKOYUNLU HÜKÜMDARI

Anadolu’nun Türkleşmesi faaliyetleri içerisinde, yarı mücahit yarı din adamı olan ve o dönemlerde adlarına molla, şeyh, eren, ermiş türü isimler verilen velilerine, din adamlarına çok görev düşmüştür. Taşıdıkları görev ve üstlendikleri misyon bakımından toplumun her daim önünde olan ve irşat rolü de üstlenen bu liderler gittikleri yerlere İslam’ın hoşgörü, temizlik ve güzelliği manalarındaki düşüncelerini de belli kalıplar içerisinde ve büyük bir özenle anlatmaya çabalamasıdır.

İşte bu erenlerden birisi de Şeyh Mustafa’dır.

Anadolu’nun Türkleşme dönemlerinde, Akkoyunlu hükümdarı kırk atlısıyla birlikte Şebinkarahisar’a doğru giderken Şıhlar köyünde yol kenarındaki tarlasında çift süren Şıh Mustafa’ ya rastlar. Yanındakilerle birlikte onun yanına yanaşarak da, selam verip, “Kolay gelsin ya Şıh Mustafa ürünün bereketli olsun” der.

Karşılık olarak da Şıh Mustafa, ” Hoş gelmişsin devletli padişahım.” deyince, hükümdar: “Benim padişah olduğumu nereden bilirsin?” diye sorar ona. Sonra hep birlikte atlarından inerler. Padişah: “Biz açız. Bizi ve atlarımızı doyurur musun?” der. Şıh Mustafa, o an tarlaya ekmekte olduğu tohumlardan bir avuç kadar alır ve oradaki kırk atı da yemler. Avucunda artan yemi de tekrardan torbasına koyar.

Yanında bulunan oğlundan da evdeki el değirmeni ve sacı gidip kendisine getirmesini ister. El değirmeni ve sac geldikten sonra, bir avuç arpayı bu sacın üzerinde kavurur, kavurduğu buğdayı da el değirmeninde çekerek “helle” denilen bir un çorbası pişirir. Çorbayı, üç-dört kişilik yapmasına rağmen bu çorba kırk kişiye yeter de artar bile.

Yemekten sonra Akkoyunlu hükümdarı, “Tanıt kendini, ya Şıh Mustafa” der. O da hemen yanında bulunan mereğe (ot konulan yapı). “Dön ya merek!” der. Merek dönmeye başlar.

“Dur ya merek!” der, merek durur. O günden sonra da buranın adı “Dönme Merek” kalır. Hükümdar ona izzet-ikramda bulunmak ister. O köyü ona verir. Köyün adını da da bizzat kendi koyar. Orası artık “Şıhlar Köyü” dür.

KIZILTAŞ EVLİYALARI EFSANESİ

Dereli ilçesinin Kızıltaş köyünde Hacı İlyas, Hamza Şıh ve Hacı Mustata adında üç kardeş yaşamaktaydı. Kardeşlerin ayrılıkları çok uzun sürdüğü için birbirlerinin nerede kaldıklarını bilmemekteymişler.

Hacı İlyas Gücü mahallesine, Hamza Şıh Sarıyakup ve Hacı Mustafa ise bugünkü köy merkezinde kalır. Bu ayrılığa dayanamayan Hamza Şıh kardeslerini aramaya çıkar. Ağabeyisi Hacı İlyas’ı Kızıltaş Gücü mahallesinde bulur.

Mendiline koyarak getirdiği sütü Hacı İlyasa verir. Olayı gören Hacı İlyas kardeşi Hamza Şıh’ın ilahi yüksek bir mertebeye eriştiğini mucizesiyle görür.

Hamza Şıh, Hacı İlyas’a küçük kardeşi Hacı Mustafa’nın nereye gittiğini ve nerede bulunduğunu sorar. Hacı İlyas da çift sürdügü öküzlerin sapanını tek eliyle kaldırarak, batıya dönüp bugünkü köy merkezini gösterir. Böylece kendisinin de ilahi bir mertebeye eriştiğini ispatlamış olur. Bunun üzerine yola koyulan Hamza Şıh kardeşi Hacı Mustafa’yı da bulur.

Bundan sonra birbirleriyle sık sık görüşürler. Sağlıklarında birbirlerne vasiyetlerde bulunurlar. Hamza Şıh ölümünden sonra mezarının üzerine türbe yapılmasını vasiyet eder. Sarıyakup köyünde bulunan mezarı üzerinde türbesi yapılmıştır. Hacı İlyas ise mezarının etrafının taşla çevrilmesini söyler. Gücü mezarlığında olup, etrafı taşla çevrilidir. Hacı Mustafa ise mezarının üzerine türbe yapıllmasını söylediğinden mezarının üzerinde türbe yapılmıştır.

ÇOBAN BAĞIRDAN SUYU EFSANESİ

Dereli ilçesi Eğribel geçidine yakın Turna ovası adında bir yaylada çok soğuk bir su bulunmaktadır.

Rivayete göre bu yere sürüsünü otlatmak için gelen gelen çoban ve sürüsü çok susaktır.

Çobanın hayvanlarının susuzluktan adım atacak halleri kalmaz. Çobanın yediği yemek kavurma olduğundan çoban daha da susamıştır. Sürünün de yatma zamanı gelmiştir.

Çoban ellerini açıp Allah’a yalvarmaya başlar; “Yarabbim, ben bu sürümü nasıl götürürüm obama? Ne olur şurada bir su hasılediver. Sana kurban keseceğim” der.

Çobanın duası Allah indinde kabul olur. Hemen orada bir kaynak hasıl olur. Su gürül gürül akmaya başlar. Buz gibi sudan kendisi de içer, sürüsü de içer. Çobanın keyfi yerindedir. Suyu içen hayvanlar uykuya dalar.

Çoban bu keyfinden sonra oturur. Başını kaşırken eline bir bit geçer. Onu iki tırnağı arasında kırar. Aklından da bu olayı Allah’a adadığı kurban olarak geçirir.

Çobanın Allah’a karşı yaptığı bu hakaret karşısında Azrail oracıkta canını alıverir. Başka bir rivayete göre ise soğuk suyu içen çobanın midesinde yağlı olan kavurma suyun soğukluğundan donar ve çoban bu nedenle bağıra bağıra ölür. Böylece suyun adı “Çoban bağırtan ” olarak kalır.

Bu sudan içenler bol bol dua ederler. Su çok soğuk olup içerisinde el tutmak mümkün değildir.

GEYİK GÖLÜ PERİ KIZI EFSANESİ

Olay Dereli ilçesinin Kızıltaş köyünde geçer. Hacı İbrahimoğlu geyik gölünde balık avlarken, oltasına bir peri kızı düşer. Peri kızının üzerinden kan çıktığı için sırrı bozulur.

Hacı İbrahimoğlu onu bir sandığa kapatarak kapağını kilitler. Daha sonra peri kızı ile evlenirler. Bir kızları olur, ancak çocuk yaşamaz. Bir gün peri kızı sandığın ağzının açık olduğunu fark eder. Evde kimsenin bulunmadığı bir sırada elbisesini alıp oradan kaçarak geyik gölüne geri döner.

Hacı İbrahimoğlu eve gelir fakat peri kızını evde bulamaz. Hemen geyik gölüne giderek:

“Kazana koyduğun süt taşıyor, tekneye koyduğun un, tekneden taşıyor, ne yapalım” diye seslenir.

Bu arada gölden peri kızının sesini duyar.” Siyah (bensiz-kara) tavuk otlatın, benden sana fayda yok” der.

Bu olaydan sonra peri kızı bir daha kimseye görünmez.

KUDRET DEĞİRMENİ EFSANESİ

Dereli ilçesinin Kızıltaş köyü Göcü mahallesinde (Hacı köyü)nde Hacı İbrahimoğlunun bir değirmeni vardı. Bu değirmenin adı “Kudret değirmeni” idi. Bu değirmene hiç zahra konulmadığı halde sürekli un alınırdı.

Günlerden bir gün Değirmene bir kadın gelir. “Ben un alacağım ” der.

Hacı İbrahimoğlu kadına ” Değirmenin üzerine bakma, un kabını doldur git” der. Kadın un kabını doldururken merakını yenemeyerek döner değirmenin üzerine bakar. Gözünün önünde büyük bir yılan gören kadın haykırarak bağırır ve korkudan değirmenden kaçar.

Kadının bu hareketi ile yılan kan kusar, değirmenden un elde etme işinin sırrı bozulur.

ÇOBAN KAYASI EFSANESİ

Olay Dereli ilçesi Akkaya köyünde geçer.

Sevgi ve aşk ile ilgilidir. Koyunları ile birlikte bir çoban eşkiyalar tarafindan götürülür. Sevgilisinin bu olaydan habersiz olduğunu bilen çoban; olayı sevgilisine duyurmak ister.

Eşkiyalardan kaval çalmak için izin alır. Yüksek bir kayanın üzerine kavalını alarak oturur. Kavalını çalarak sevgilisinden yardım ister. Kadıoğullarından olan kız kavalın sesini duyunca, köyün inköy mevkinde kırk atlı alıp sevgilisinin yardımına koşar. Onu eşkiyaların elinden kurtarır. Bu olaydan sonra kayanın ismi ” Çoban Kayası” olarak kalır. Çobanın sevgilisine kaval ile şöyle seslendiği anlatılır.

“Yetiş emmin kızı Sedef, Karabacak kolumu kesti, kara köpek kanlar kustu” diyerek yola koyuluyor. İkiyüz metre ileride ölür.

ALKIZI EFSANESİ

Dereli ilçesinde Sağrak göl adında bir göl vardır. Bu göl derin ve soğuk olması ile ünlüdür. So-ğuk ve derin olması insanlari korkuttuğu için kimse bu gölde yüzmeye cesaret edemezmiş. Gölün olduğu yerin yaylalarında bir çoban koyunlarını otlatırmış. Çoban koyunlarını kaybetmiş, ararken gölün kenarına kadar gelir. Gölün etrafında izleri takip ederken, göl kenarında ipekten bir mendil ile karşılaşır, mendili alıp heybesine koyup evine döner.

Çoban farkında olmadan gölde yüzmekte olan bir peri kızının mendilini almış evine gitmiştir. Mendilini kaybeden peri kızı çobanı evine kadar takip eder. Çoban ile peri kızı karşılaşır. Her ikisi de birbirlerinden hoşlanır ve evlenirler. Bu evlilikten Hacı İlyas Peygamber doğmuştur.

Zaman akıp gitmiş çoluk çocuğa karışıp yaşlanmışlar. Peri kızı ile çoban gezerken gölün kenarına kadar gelirler. Anılarını konuşmaya başlarlar. Peri kızı konuşma arasında ipek mendilini çobandan ister. Çoban mendili peri kızına verir. Mendili alan kız ayağını Sağrak Gölü’ne değdirir ve bir anda eskisi gibi genç ve güzel olur. Çoban, peri kızının gideceğini anlamış ve onu ikna etmeye çalışmışsa da ikna edememiş. Peri gitmeden önce son kez döner “Evim al evin olsun, lohusalar şifa bulsun.” der ve gözden kaybolur.

Kızıltaş köyünde çobanın evi, Al Ocağı olmuş ve Lohusa hasta kadınlarda buraya giderek şifa bulmuşlar.

KARAGÖL EFSANESİ

Giresun’un yükseklerinde irili ufaklı 7 adet göl bulunmaktadır. Bu göllerden biri olan Karagöl, günün büyük bir bölümünde her zaman sisle örtülüdür. Bu yörede yaşayanlar gölün ruhu olduğuna inanırlar. Yöre sakinleri gölün ruhunun iyi niyetli, itikat sahibi kişiler geldiğinde mutlu olduğunu ve üzerindeki sisleri dağıtarak yüzünü gösterdiğini ifade etmektedir. Aksi durumlarda ise göl sislerle kaplanıp memnuniyetsizliğini belli etmektedir.

Gölden dileği olan kişiler Karagöl’ün kıyısına gelir ve göle eğilip bakarlar. İnsanlar göle baktıklarında yüzlerinin aksini gölde görebilirlerse, dileklerinin gerçekleşeceğine inanırlar.

YÜRÜCEK TEPE EFSANESİ

Bektaş yaylasının hemen üzerine bir tepe vardır. Adına Yürücektepe’derler. Zamanın birinde bu tepenin etrafında Hz. Ali’nin katılmış olduğu büyük bir savaş olur.

Yürücek’te kâfirlerle savaşan Hz. Ali atamız çok susamış. Kırın yüzünde hiç su yokmuş. Üç defa besmele çekerek elindeki kılıcı oradaki bir taşa çalmış. Üçüncüsünde taştan su fışkırmış.

Suyun fışkırdığı yerde insan kafası şeklinde yuvarlak taşlar bulunur. Bu taşların savaştaki kâfirlerin kellesi olduğuna inanılır.