ULUBURUN EFSANESİ
Keşap ilçesine bağlı Hisarüstü Köyü ile Espiye ilçesin Gülburnu (Zefre) Köyü arasında, Karadeniz’in sarp kayalıklarını, dağlarını ve yemyeşil ormanlarını bir arada görmek mümkündür. Doğu ve batı istikametlerinde gidip gelen bütün gemilere düdük çalınıp selam verdiren bu burnun şöyle bir hikâyesi vardır.
Söylenceye göre çok eskilerde, kürekli gemilerden biri, dalgaların en azılı oldugu bir havada bu bölgede fırtınaya tutulmus. Durumun çok kötüleşeceğini gören geminin kaptanı da Gülburnu Köyü’ne sığınnmaya karar vermiş. Fakat bugün Ulu Burun denilen yere geldiklerinde, fırtınayla epey zamandır mücadele etmekte olan tayfalar artık çok yorulmuşlar. Ama son gayretleriyle de küreklere asılmışlar. Bir ara, kürek çekenlerin yer degiştirmesi için mola verilmiş. Bu sırada denizden gelen ve karaya dogru şiddetle esen rüzgârın tesiriyle gemi sarsılmış, dümeni de kopup kırılmış. Kaptan, geminin idaresinde artık aciz kalmış. Tekne olabildiğince kayalıklara doğru çaresiz sürüklenmekte imiş. Ama tam kayalıklara çarpacağı sırada geminin direğinde yeşil bir ışık yanmış. Gecenin bir vakti olan bu inanilmaz ve ürkütücü hadise gemidekileri şaşkına çevirmiş.
Efsaneye göre orada ulu bir şahsın mezarı varmış. Gemicilerin kötü sonlarını gören bu ulu zat yeşil sarığıyla gelip, tekneye hakim olmuş. Hatta tekneyi doğrultup düze çıkardıktan başka, kırılan dümeni de yerine takmış. En sonunda da gemicileri sağ salim yolcu etmiş ve gözlerden kaybolmuş.
Bu burun o günden sonra bütün gemiciler tarafindan mukaddes bir yer olarak kabul edilmiş ve her geliş geçişte kaptanlar ve gemiciler tarafindan selamlanmış.
Adı da, Ulu-burun kalmış.
ALTUN BEŞİK EFSANESİ
Armelit Köyü’nde bir adam her gün sabah namazı olmadan evinden çıkıp, Armelit Tepesi’ne gider. Burada namazını kıldıktan sonra güneş doğarken evine döner. Kocasının her sabah erkenden nereye gittiğini merak eden kadın bunu kocasına sorarsa da cevap alamaz. Bunun üzerine kadın, bir gün erkenden oğlunu kaldırarak babasını takip etmesini ister. Çocuk babasının ardından giderek Armelit Tepesi’ne varır.
Ezan okunduktan sonra adam namaza durur. Sünneti kılıp da farza başladıktan sonra, adamın başının üzerine doğru, yeşil ışık içinde bir altın beşik inmeye başlar. Bunu gören çocuk, “Baba, baba! Altın geldi. Tut tut!…” diye bağırır. O anda altın beşik kaybolur.
Adam sağa sola selâm verip namazı bitirdikten sonra, oğluna dönerek, “Hay seni buraya gönderenin gözü kör olsun.” diye ilenir. Adamın duası kabul olur ve o anda karısının gözleri kör olur.
KIZANCA EFSANESİ
Kızanca, Keşap Yolağzı Köyü’nde küçük bir tepenin adıdır. Buraya bu ismin verilmesi burada yattığına inanılan şehitten dolayıdır. Bu şehitten dolayı burası çevre halkı tarafından kutsal bir yer olarak kabul edilir.
Özel günlerde ve dileklerine kavuşmak için insanlar tarafından ziyaret edilir. Buraya bu ismin verilmesiyle ilgili olarak şöyle bir hikâye anlatılır.
Yolağzı köyünde Köroğlu gibi ata ve ava düskün zengin bir adam yaşarmış. Günümüzde insanlar arabalarına nasıl önem veriyorsa, ağa da atına öyle önem verirmiş. Ağa her yere atla gidermiş. Atına çok önem verdiği için ağanın atı tüm çevrede bilinen namlı bir atmış.
Bu adamın tıpkı kendisi gibi ata ve ava meraklı bir de kızı varmış. Kız, babası evde olmadığı zamanlar gizlice atı alarak köyün çevresinde binermiş. Kız her zaman ata binmek ava gitmek istediği halde babasından bir türlü izin alamazmış.
Havanın çok güzel olduğu ve pazar kurulduğu bir gün ağa pazara inmiş. Babasının yokluğunu fırsat bilen kız, hemen gidip atı alarak köyün dışına avlanmaya çıkmış. Bir süre sonra ağanın uşağı ata yem vermek için ahıra inince atı bulamamış. Eve gelip kızı arayan uşak onu da bulamayınca gidip hemen durumu ağaya bildirmiş. Sözünün dinlenmemesine çok öfkelenen ağa hemen eve dönmüş. Yanına aldığı birkaç adamla kızı aramaya giderken kız karşılarından gelmiş. Kızına çok kızan ağa silâhını çekerek atın üzerindeki kızını vurmuş. Tek kurşunla attan yere düşen kız, al kanlar içinde oracıkta ruhunu teslim etmiş.
Köylüler tarafindan çok sevilen kız, vurulduğu yere gömülmüş. Bundan sonra halk, kızın kızınca öldürülmesinden veya kız az önce buradaydı anlamına gelen “kız anca” kelimesini buraya isim olarak vermiş.
Çevre halkının büyük çoğunluğu tarafından, suçsuz yere öldürülmesi ve herkes tarafından çok sevilmesi nedeniyle bu kızın şehit olduğuna inanılır.
DERVİŞ AZİZ BABA
Keşap’ın Yolağzı (Çingeren) köyü sınırları içinde Derviş Aziz Baba türbesi vardır. Birçok insan derman bulamadıkları dertleri için son çare olarak burayı ziyaret eder. Özellikle ruhsal bozukluğu olanlar buraya getirilirler. Ayrıca zaman zaman insanlar adaklarını kesmek ve bu büyük evliyayı ziyaret etmek için de buraya gelirler.
Derviş Aziz Baba’yla ilgili olarak çevrede çesitli efsâneler anlatılmaktadır. Bunlardan biri şöyledir:
Sinop’tan Trabzon’a gitmek üzere yola çıkan bir yolcu gemisi Yolağzı açıklarında büyük bir fırtınaya yakalanır. Geminin dengesi bozulur ve kaptan geminin kontrolünü kaybeder. Geminin batmasından ya da kayalara çarpıp parçalanmasından korkan yolcular ağlaşıp sızlanmaya başlar. Kendilerini kurtarması için Allah’a yalvarırlar.
Gemi tam batacağı sırada kaptanın daha önce hiç görmediği, uzun boylu, ak sakallı bir ihtiyar geminin dümenine geçmek için kaptandan izin ister. Çaresizlik içinde bulunan kaptan hiçbir şey demeden geminin dümenini ihtiyara teslim eder. İhtiyar nasıl ettiyse gemiyi batmaktan kurtarır.
Gemi biraz gittikten sonra yolcular üzerlerindeki korkuyu atarlar. Kaptanın yanına gelip ona teşekkür ederler. Kaptan tebrikleri kabul etmeyerek, yolcuları ihtiyarın yanına gönderir. Kaptanın gösterdiği yerde sağı solu araştırıp kimseyi bulamayan yolcular, kaptanın anlattıklarına inançlarını yitirirler.
Gemi Trabzon’dan dönerken kaptan gemiyi kurtaran ihtiyarı gördüğü yeri yolculara gösterir. Yolcular kaptana inanmayarak, bu iddiasını ispatlamasını isterler. Bunun üzerine kaptan ellerini açarak “Allah’ım bana yardım et!” diye dua eder. Bu sırada motorları çalışmasına rağmen gemi hareket etmez olur. Geminin motorları saatlerce çalışır fakat gemi yerinden hiçbir tarafa gitmez olur. Bunun üzerine gemide bulunan yolcular, sandallarla sahile çıkarak kaptanın bahsettiği ihtiyarı aramaya başlarlar. Çingeren köyüne gelerek köylülere durumu anlatıp ihtiyarı sorarlar. Köylüler bunun Derviş Aziz Baba oldugunu söyleyerek onun evini gösterirler.
Yolcular, Aziz Baba’nın evine geldiklerinde onun otuz yıl önce ölmüş bir evliya olduğunu öğrenirler. Kaptanın anlattıklarına tamamen inanan yolcular, Aziz Baba’nın türbesine gidip onu ziyaret ederler.
