GELİNKAYASI EFSANESİ YAĞLIDERE
Çok eskiden Yağlıdere’nin bir köyünde fakir bir ailenin çok güzel bir genç kızı varmış. Genç kız herkes tarafından çok sevilen, insanlara yardım eden, anne babasına da çok hürmet eden hayırlı bir evlatmış.
Zamanla bu kızın namı etraftaki köylere de yayılmış. Kızın komşu köyden bir sevdiği varmış, ailelerin de izniyle gençle nişanlanmış. Bu nişandan sonra uzak bir köyün ağası bir düğünde kızı görmüş ve bu kızı alacağım demiş. Araya aracılar koymuş ve kızın fakir bir ailesi olduğunu ve nişanlı olduğunu öğrenmiş. “ Ben ağayım bana kimse karşı gelemez, istediğimi alırım” diye kızın ailesine haber gönderip vaatlerde bulunmasına rağmen kızın babası “ Benim kızım nişanlı ben bir söz verdim, dönemem. Ağa kendine başka bir kız bulsun.” diye haber göndermiş. Çok sinirlenen ağa bu seferde kızın nişanlısına haber göndermiş ve bu nişandan vazgeçmesini istemiş. Nişanlı genç sevdiğini bırakmayacağını ağanın vazgeçmesi gerektiği haberini göndermiş. Böylece biraz zaman geçmiş ve olaylar durulmuş.
Düğün zamanı gelmiş, gelin alayı hazırlanmış Gelin anne ve babasının ellerini öpmüş, kardeşleriyle vedalaşmış ve at üzerinde yola çıkmış. Sıcak bir yaz gününde düğün alayı neşe içinde köyden uzaklaşınca bir gürültüyle beraber atlı ve silahlı adamlar konvoyu basmış. Gelin geri dönüp baktığında bir türlü peşini bırakmayan ağayı ve adamlarını görmüş. Atını sürmüş ve uzaklaşmaya çalışmış ama bir uçurumun kenarında köşeye sıkışmış, ağa uzaktan bağırmış:” Kimse benden kaçamaz, sonunda benim olacaksın. Kendi isteginle gelmedin madem, zorla götüreceğim seni” demiş ve yaklaşmaya başlamış.
Kalbi korkuyla titreyen genç kız gözlerini kapatmış ve dua etmeye başlamış. “Allah’ım beni sevdiğimden ayıran bu kötü adamın bana dokunmasına izin verme. Bu zor durumda beni ya kuş et ya da taş et. Al yanına” demiş. Bu duadan sonra bir rüzgâr esmeye başlamış etrafı tozlar sarmış. Rüzgâr durunca ağa yaklaşmış gelinin taşa dönüştüğünü görmüş. Bu olayı yaşayıp görünce büyük bir korku ve pişmanlıkla:” Allah’ım ben ne yaptım” diyerek atından düşmüş.
Kimilerine göre ağa o olaydan sonra bir daha hiç iyi olamamış. Tasa dönüşen gelinin hikayesi ise kuşaklar boyu anlatılarak günümüze kadar gelmiş.
AĞANIN KÖPRÜSÜ HİKAYESİ EFSANESİ
Yağlıdere ilçesinin hemen yakınında, kemer taşından yapılmış bir köprü vardır. Çevre halkı tarafından Ağa Köprüsü, bazen de Ağanın Köprüsü olarak adlandırılan bu köprünün yapımınnda bir harç çeşidi olan horasanın kullanıldığı söylenir. Hatta içlerinden bazıları yapım esnasında yumurta akının da kullanıldığını söylerler. Köprünün ne zaman yapıldığı da belli değildir. Ancak Ağa Köprüsü denildiği için bir zengin tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu hususta birkaç güzel efsâne halk arasında söylenegelmektedir.
Köprünün üzerine kurulduğu derenin üzerinde eskiden ufak bir çit varmış. Sular kabarınca bu çit işini göremez olurmuş. Yine böyle suların kabardığı bir gün ağanın kızı çitten geçeyim derken suya düşer. Bütün çırpınmalarına rağmen kurtulamayan ağanın kızı sel sularına kapılarak boğulur. Ağa, günlerce evlat acısı çeker, kızının yokluğunu bir türlü unutamaz.
Bunun üzerine, ağa başkalarının çocukları da düşer, o analar babalar da acı çeker düsüncesiyle bu köprüyü yaptırır. Böylece baba, hem kızının acısını biraz olsun unutur, hem de başkalarının aynı acıyı çekmesini biraz olsun önlemeye çalışır.
Diğer bir anlatmaya göre ise, ağa hacca gitmeye niyetlenir. Bunu öğrenen bölgenin çok sevilen hocası ağanın yanına varıp der ki: “Hacca gitmek de sevaptır, ayrıca üzerimize farzdır. Amma bu deremiz her yıl taşar, birçok can ve mal kaybına sebep olur. Eğer siz buraya bir köprü yaptırısanız Hac sevabına nail olursunuz.”
Hocanın bu sözlerini akla yakın bulan ağa, o yıl hacca gitmez ve bu köprüyü yaptırır.
HACI ABDULLAH HALİFE DEĞİRMENİ
Yağlıdere ilçesinin Tekke köyünde yaşayan Sarı Halife, Tekke Köyü’nde susuz bir yere değirmen yaptırır. Halk, Sarı Halife’nin bu işine akıl erdiremediğinden tuhaf karşılar. Hatta halk arasında değişik dedikodulara sebep olur.
Değirmen biter. Hoca değirmenin birkaç metre yukarısında bir yere asasını üç kere yere vurur. Üçüncü defa vurmasından sonra bir değirmeni döndürecek kadar su çıkar. Sarı Halife suya niçin geciktiğini sorunca, su dile gelerek, “Bağdat’tan bu yana yedi dağ deldim de geldim.” cevabını verir.
Bundan sonra değirmen çalışmaya başlar. Değirmene kimse bir şey getirmemesine rağmen tekne her zaman kendiliğinden dolar. Una ihtiyacı olan herkes değirmene gelip, ihtiyacı kadar alıp gider.
Ancak Sarı Halife değirmene giden herkese değirmenin ambarına bakmamalarını sıkı sıkı tembih eder. Günün birinde yalnız başına değirmene un almaya giden hocanın gelinlerinden biri değirmene buğdayın nereden geldiğini merak eder ve değirmenin ambarına bakar. Gelin ambarın içinde bulunan bir yılanın sürekli olarak ağzından buğday akıttığını görür. İnsanoğlu tarafından görülen yılan bundan sonra kaybolur ve değirmen kapanır.
HACI ABDULLAH HALİFE EFSANESİ
Her gün Tekke köyünden Şehzade Yavuz’a ders vermek için Trabzon’a giden Hacı Abdullah Halife, bir gün Yağlıdere’ye geldiğinde ikindi namazının vakti girer. Hoca ikindi namazını camide kılmak ister. Ancak imam namaz kılması için Hoca’ ya camiyi açmaz. Bu duruma çok üzülen Hoca, asasını derenin ortasına vurup, yanında taşıdığı seccadesini de suyun üzerine sererek namazını kılar.
Bu durumu gören halk, onun keramet sahibi bir evliya olduğunu anlar. Hayır duasını almak ve gönlünü kazanmak için aşırı bir ilgi gösterirler. Halkın aşırı ilgisinden rahatsız olan Halife halktan kurtulmak için ne kadar uğraştıysa da halk peşini bırakmaz.
Yağlıdere Köprüsü’nden geçmekte olan Halife arkasından gelenlere dönüp “Her on senede bir köprünüzü sel alsın!” diye beddua eder. Halife’nin duası kabul olur ve bundan sonra her on yılda bir Yağlıdere Köprüsü’nü sel alır.
