Bir Gezi

Kışın güneşli bir gününde yine yollardayız. Hedefimizde Yüce Köyü’nde Alioğlu Deresi üzerinde olduğunu duyduğumuz şelale var. Ocak ayında olmamıza rağmen güneşli ve ılıman bir hava var.

Şelaleyi bilen Orman İşletmede şoför olarak çalışan Ali Ağabeyi yanımıza aldık. Yüce köyüne vardığımızda bir Ali’ye daha uğruyoruz. Bugün şansımız Ali’lerden yana açıldı. Hadi hayırlısı.

Ali ağabey bizi her zamanki güler yüzü ile karşılıyor. Ali ağabey daha önce balık çiftliği varken şimdi daha henüz tamamlanan harika bir aile moteli var. Bize harika bir yöresel kahvaltı hazırlamış. Yumurta, tereyağı, kaymak, süt, bal, armut pekmezi, çökelek, yufka, turşu, peynir, mısır ekmeği, kuzinede buğday ekmeği derken hangisini kaşık çalacağız şaşırıyoruz. Kahvaltımızı balık havuzunun başında, balıkları seyrederek ve suyun harika müziği eşliğinde şelalen konuşarak tamamlıyoruz.

Artık yola çıkma ve yaptığımız harika köy kahvaltısından aldığımız kalorileri yakma zamanı.  Islanmayı göze alamadığımızdan çizmelerimizi giyiyoruz. Vadi dar olduğu için yağan karlar erimemiş. Karlara bata çıka çayın kenarından yürüyoruz. Karlarda yaban hayvanlarının izleri bizleri karşılıyor. İzleri incelediğimizde yörede sıkça rastlanan ayı, kurt ve domuz izi olduğuna karar verdik. Ayı ve kurt izi bizleri biraz ürküttü. Ama rehberimiz Ali ağabey izlerin eski olduğunu söyleyince rahatlıyor ve yolumuza devam ediyoruz. Kış aylarında olduğumuz için derede su oldukça az. Ama dereden karşı karşıya geçerken buzlara ve kaygan taşlara dikkat etmemiz gerektiğini sırt üstü yere düşünce anladık.

Şelaleye herhangi bir patika yok. Dere içinden bir sağa bir sola hareket ederek kendimize yol buluyoruz. Yol boyunca ağaçların büyüklükleri ve çeşitliliği dikkat çekici. Başta kayın, ladin, kızılağaç, köknar, ham fındık, ham taflan, orman gülü olmak üzere onlarca çeşit ağaca rastladık. Ancak günün sürprizi karağaç oldu. Çünkü bu ağaçların yıllar önce kuruduğu ve yok olduğu söyleniyordu. Karaağaç fidanının genç oluşu tekrar ormandaki yerini almaya başladığının işareti olsa gerek. Otsu bitkilerin çeşitliği çürüyen artıklardan anlaşılıyor. Eğrelti otları hala yeşil. İncelerken birkaç farklı çeşidini görüyor ve karla beraber fotoğraflarını çekiyoruz. Buranın ilkbaharı çok güzel olsa gerek. Çünkü sonbaharı muhteşemdi. Bir bölümünü görmüş ve fotoğraflamıştım.

Derede irili ufaklı göller ve küçük küçük çağlayanlar var. Yazın burada sıcacık havada ıslanarak yürümeyi hayal ederken dağdan inen soğuk rüzgar bize mevsimi hatırlatıyor, içimiz ürperiyor.

Yola çıkalı  yarım saat oldu. Uzaktan şelale karşımıza çıktı. Bir dereye bir şelaleye bakıyoruz. Şelalede su çok görünüyor. Ancak derede yok. Nasıl olur diye düşünürken şelalenin yan taraflarında suyun donduğu buz sütunlarını fark ettik. 15-20 metreden düşen su önünde küçük bir göl oluşturmuş. Sarp kayaların arasında, devasa ladin ve kayınların çevrelediği harika bir manzara.

Aramızda sohbete dalıyoruz. Bir daha ne zaman geliriz derken Mayıs-Haziran ve Eylül – Ekim aylarına sözleşiyoruz. Çünkü ilkbaharın coşkusunu, sonbaharın hüznünü yaşamak güzel olsa gerek.

Artık dönüş zamanı. Başta dedik ya bugün Ali’lerden yana şanslıyız. Ali Ağabey aşçılığını yine konuşturmuş. Harika bir salata, köy ayranı ve tereyağ ile kızartılmış alabalık. Görünce aç kurtlar gibi saldırıyoruz. Üzerine de demli bir kaç çay.

Harika bir gün, doğa, dostluk ve misafirperverlik. İnsan başka ne ister ki.

Not: Fotoğraflar silindiği için şelalenin fotoğrafı konulamamıştır.


DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın