
Yıllardır hayal ettiniz mavi ile yeşillin birlikteliğinin oluşturduğu renk cümbüşünün, zirvelerinde bembeyaz karların eksik olmadığı bir Karadeniz turu satın aldınız. İple ve heyecanla beklediğiniz gün geldi ve çattı. Karadeniz turunun bir ayağının Giresun olduğunu biliyorsunuz. Ve hep şunu duydunuz; Kirazın ana vatanı , fındığın başkenti.
Fındığın başkentine doğru masmavi bir Karadeniz manzarası ve yem yeşil fındık bahçelerinin kenarlarından ilerliyorsunuz. Yol boyunca karşınıza çıkan muhteşem manzaralar gözlerinizi kamaştırıyor, derin nefesler alıyor ve güzelliklerin tadını çıkarıyorsunuz. Yüzlerinizi hafifçe okşayan deniz rüzgarı, bu yolculuğunuzu daha keyifli hale getiriyor. Bir süre sonra sizleri küçük bir limana aldılar. Hayalinizde ve beklentilerinizin içinde bu liman yoktu. Seyahat arkadaşlarınızla beraber otobüsten iniyorsunuz. Devasa bir kütük evin olduğu bir yerdesiniz. Buranın ne olduğunu merak ederken, gözünüz hemen yanındaki bilgilendirme levhasına gözünüz takılıyor.
Kapıda iki kişi sizleri içeri alıyor. Sizleri içeri davet eden kişilerin kıyafetleri dikkatinizi çekiyor. O şekilde bir kıyafet ömrünüzde görmemiş, hangi kültürden geldiğini bilmeyerek merak içindesiniz. Önünüzdeki bu mistik atmosfer, sizi aniden başka bir dünyaya götürüyor. Sizleri 3000 yıllık bir kadim şehrin evinde sıcacık bir kuzinenin başında Giresun misafirperverliği ile karşılıyorlar. Masalarınızda bir şeyler var. Merakınızı gidermek için sorular soruluyor. Masanın üzerindeki her şey, Giresun’un eşsiz lezzetlerini temsil ediyor.
Simidin Giresun simidi, pastanın Giresun fındıklı ezme pastası, fındık ezmesinin Giresun fındık ezmesi, pekmezin Yavuzkemal’den armut pekmezi, peynirin Bektaş yaylasından çökelek olduğunu, kuzinenin üzerinde buharları çıkan demlikte Tirebolu çayı demlendiğini öğreniyorsunuz. Her bir lokma, bölgenin zengin kültürel mirasını ve doğal güzelliklerini yansıtıyor. Sizler bu lezzetleri tadarken o ilginç kıyafetli kişiler, kıyafetleri ve Giresun hakkında sizleri kısacık bilgilendiriyorlar. Giresun’un tarihini, fındık yetiştiriciliği üzerindeki önemini ve bu güzel yerin yerel geleneklerini anlatarak, hem keyifli hem de öğretici bir deneyim sunuyorlar. Bu ziyaret, sadece tadım değil; aynı zamanda unutulmaz bir kültürel keşif yolculuğu haline geliyor. Giresun’un sıcaklığı, misafirperverliği ve doğal güzellikleri, hafızanıza kazınacak bir hatıra bırakıyor.

Artık anladınız Giresun adasına tura katılacaksınız. Sizleri bir odaya alıyorlar. Az önce gördüğünüz elbiselere benzer onlarca elbise var. Siz size en uygun olanı seçiyorsunuz. Sizi ve arkadaşlarınızı üst kata, bom boş bir odaya alıyorlar. Bir genç kız sizlere bir yön tarif ediyor. Oraya bakıyorsunuz. Merakla.
Bir an kulaklarınızda bir ses işitiyor ve bir görüntü beliriyor duvarda. Biraz sonra anlıyorsunuz ki 3000 yıl önceki Giresun’a gitmişsiniz. Mossineiko halkı yani kadim Giresunlular ile caddelerde dolaşıyor. Kiraz ağaçlarında kiraz, tarlalarda buğday, darı topluyor, peteklerden deli bal hasadı yapıyor, kırlarda keçi, koyun, sığır güdürüyorsunuz. Ormanda kestane topluyor, minik fırınlarda somun ekmeği yapıyor ve kestaneyi katık yapıp onlarla beraber yiyorsunuz. Artık balık zamanı. Kadim ağaçlardan yapılmış, oyma kütük kayıklarla yunus balığı, palamut avlıyor, yunusun yağını, palamudun salamurasını yapıyor kilerlere kaldırıyorsunuz. Kilerde bir küp dikkatinizi çekiyor. Geçen yıldan kalmış az önce kadim karaağaçlardan, meşelerden, kızılağaçlardan sarkan Karadeniz’in nazlı ve hırçın kızı İzabelladan yapılan şarabı tadıyorsunuz. Akşam oluyor, yorgunluktan gözleriniz kapanıyor.
Birden ışıklar yanıyor ve size eşlik eden genç, dönme yönünüzü söyledi. Heyecanla bekliyorsunuz. Bu sefer ne var. Merak içindesiniz. Kendinizi bir kayıkta, kadınlardan oluşan bir gurubun içinde görüyorsunuz. İstikametiniz Giresun adası. Anlıyorsunuz ki Amazonlarla berabersiniz. Adaya kayık yanaşıyor. Kayıktan renkleri beyazdan daha beyaz, siyahtan daha siyah kusursuz atlar indiriliyor. Adanın doğu tarafına yürüyorsunuz. Karşınıza yusyuvarlak bir taş çıkıyor. Amazon kadınları taşın etrafına diziliyorlar ve Tanrıları Ares’e dualar ediliyor. Atların kurban ritüeli başlıyor. Yere yatırılan at kesilmesi gerekirken, boğularak öldürüldüğünü görüyorsunuz. Az çok bu adayı duymuşluğunuz vardı. Bu kurban töreninde insan kurbanı yapılmış mıdır? Sorusuna takılıyorsunuz. Kurban edilen at daha sonra kemikleri ve etleri ayrılarak, tutuşturulan kemiklerde haşlanarak pişiriliyor. Aklınızda hep acaba tadı nasıldı? Sorusu takılıyor. Akşamüzeri gün batımına doğru harika bir gün batımı eşliğinde adadan ayrılıyorsunuz.
Tekrar ışıklar yandı. Genç rehberiniz sizlere başka bir yön söyledi. Hemen o yöne doğru alel acele dönüyorsunuz. Heyecanla tüm gurup bekliyor. Işıklar sönüyor. Yine bir gemidesiniz. Anlıyorsunuz ki Argo’dasınız. 3500 yıl önce Altınpostun peşine düşen Jason’un Argo’sunda, o kahramanlardan biri olmuşsunuz. Birden ürperiyor ve titriyorsunuz, üşüdüğünüzü hissediyorsunuz. Adaya doğru gidiyor Argo.

Birden başınızın üstünde şimşek gürültüsü gibi bir ses duyuyorsunuz, kulaklarınızı sağır edercesine. Göğe bakıyorsun devasa bir kuş Argoya saldırıyor. Kanatlarından oklar fırlatmış, tayfalardan biri yaralanıyor, herkes şaşkın. Anlıyorsunuz ki o kuşlar, Herkülün Stymphalian gölünden kovduğu Tanrı Ares’in evcil kuşları. Ares adasını koruyorlar. Hemen sizin de dâhil olduğunuz bir plan yapılıyor. Zırhlar giyiliyor, kalkanlar ile gemi güvertesi oklardan korunmak için kapatılıyor. Gemide bir panik havası var. Ve tüm tayfalar akıl almaz bir gürültü çıkarıyor ve adanın üzeri simsiyah bir bulutla kaplanıyor. Adadaki kuşlar panikle sağa sola uçuşuyor, bir kısmı Giresun dağlarına kaçıyor, bir kısmını ok ve yayla siz de öldürüyorsunuz.
Artık adadasınız. Dört kazazede ile karşılaşıyor, onların Jason’un uzak akrabaları olduğunu anlaşılıyor. Hep beraber Ares tapınağına geçip koyun kurbanlar kesiliyor. Kurban etlerini pişirip yedikten sonra o gece yıldızların altında adada yatılıyor. Sabah harika bir rüzgar ve gün ışığında yelkenleri açıp Kolhis’e Altınpostun peşine düşüyorsunuz.
Kadim Giresunluların yani Mosineikoların evinden çıktınız. Gurubunuzla beraber sahile yürüyorsunuz, karşınızı 3500 yıllık tarihi ile Argo gemisini görüyorsunuz. Bir tayfa gibi sizi gemiye alıyorlar. Antik çağın kahramanlarının torunlarından birisi gibi hissediyor, Jason ile beraber adaya hareket ediyorsunuz. Genç mihmandarlarınız sizleri bilgilendirmeye devam ediyor. Belemüt taşının yanından geçerken az önce savaştığınız Ares’in evcil kuşlarının heykelini görüyorsunuz. Anılarda kalsın diye o kuşlara ok atarmış gibi fotoğraflar çektiriyorsunuz. Yolculuğunuz devam ederken Gemiler çekeğinde devasa Amazon heykelini gördünüz. Az önce adada beraber kurban kestiğiniz hanım orada.
Adaya vardığınız. Yürüyüş yolunu takip ederek biraz önce kanlı canlı yaşadığınız mekânlar karşınızda. Mihmandarınız fazlasıyla sizleri bilgilendiriyor. Aragonotlar efsanesini, Amazonlar efsanesini, Hamza taşı efsanesini, antik dönemin aşk hikayelerinden kral kızı ile çobanın aşkını dinliyor içinizi bir hüzün kaplıyor.

Tekrar Argo’ya dönüyor. Aksu diye bir nehrin denize döküldüğü yere geliyorsunuz. Mihmandarınız Aksu efsanesini, 20 Mayısta bu suda yapılan ritüelleri anlatıyor. O suya girip yüzesiniz geliyor birden.
Artk dönüş yolundasınız. Argo’dan iniyor, kıyafetleri teslim ediyorsunuz. Gurupla otobüslere bindiniz. Sizleri Giresun şehrine en hakim bir yere, 2500 yıllık kadim tarihi ile Giresun kalesine çıkardılar. Orada Anadolu coğrafyasının ilk mili devleti Pontos İmparatorluğu’nun tarihini dinlediniz. Kral Mihridates’in Roma ile mücadelesini, eşi ve kız kardeşlerinin Roma Generali Lucullus’un eline geçmesin diye zehirlenişine, boğdurulmasına şahitlik ettiniz ve içinizi bir hüzün kapladı.
Yürümeye başladınız Zeytinlik semtindesiniz. Tarihi evleri, konakları mihmandarınız sizlere tarihleri ile beraber anlatımını dinliyorsunuz. Altın oran ile mimari edilmiş evleri, o evlerde yaşanan aşk ve dramları dinlerken acıktığınız aklınıza geliyor. Sahi sabahtan beri bir şey yemedik diyorsunuz.

Mihmandarınız sizleri bir konağın kapısına getirdi. Girişinde Giresun evi yazıyor. İçeridesiniz. Önünüze Giresun yemeklerinden oluşan bir menü veriliyor. Menü o kadar geniş ki deniz mahsulleri, süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, unlu mamuller, tatlılar, ama sizin dikkatinizi otlar çekiyor. Yüzlerce ot ve ot yemekleri. Tercihinizi her zaman bulamayacağınız otlardan yana koyuyor ve bu harika lezzetlerle doyuyorsunuz.
Tatlı bir yorgunluk var artık.
Üstünüzde.
Dinlenelim mi?
Yolumuza devam mı edelim?
Ne dersiniz?
Hadi kararı siz verin…
DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
