İnsan her zaman kendisini şehirden uzaklara, doğaya atmak ister. Bazen ne kadar uzağa gittiğimiz hiç fark etmez gittikçe gidesimiz gelir. Nereye, ne kadar uzağa gittiğimizi umursamayız. Ancak bazı zamanlar olur; gönlümüz dışarıda, aklımız işte. Doğaya çıkmayı ne kadar istesek de işler güçler peşimizi bırakmaz. İşte size hem şehirde hem işte olma fırsatı. Şehrin içinde saklı bir cennet. Kemer köprüsü, yörenin en ilginç değirmeni, köpük köpük minik çağlayanları, şelaleleri ve botanik bahçesini aratmayan bitki örtüsü ile Kuzca Mahallesi Yusufoğlu yanı.
“Doğa tutkunuyum, işi biraz salabilirim” diyorsanız yolunuzu biraz uzatalım mı; Yok “Ben doğayı seviyorum ama işimden de geri kalamam” diyorsunuz. Alternatif çok.
İşi biraz asalım mı? iki saat araya ne dersiniz? Öyleyse hadi buyrun beraber gidelim. Yüzyıllardır kullanılan ve 1980 yıllarına kadar kullanıla gelen yaya yolunu keşfe hazır mısınız?
Bu yol Kuzca, Hisar, Küknarlı Köyleri sakinlerinin zamanın Han Yanı, kayıtlarda Dereli Han geçen bu günün Dereli’sine ulaşma yolu. Dereli Öğretmenevi’nin yanından Polis lojmanlarının önünden başlıyoruz. Aksu’nun hemen üzerindeyiz. Fındık bahçeleri ve ormanların yer yer içinden geçiyoruz. Yol botanik bahçesi gibi. Yolda bizlere zambaklar, siklamenler, menekşeler, sarmaşıklar ve daha adını bilmediğimiz onlarca çeşit bitki eşlik ediyor. Bahçelerin içerisinde erik ağaçları gelinliklerini giymiş. Sanki erken açarak aldatılmış gibiler.. Hava soğuk ve hafif sisli. Yarım saat sonra Yusufoğlu Deresi kenarındayız. Burada yöre sakinlerinin ne zaman yapıldığını bilmedikleri kemer köprü bizleri karşılıyor. Taşlar simsiyah; sanki “ Nereden geldiniz? Neden geç geldiniz?” dercesine kızgın kızgın duruyor gibi. Köprüyü geçiyoruz. Sarmaşıklar her tarafa saldırmış, ağaçlar, taşlar, köprü istilaya uğramış gibi. Sarmaşıklar burada krallığını ilan etmiş.
Dere nazlanırcasına yavaş akıyor. Küçük çağlayannlar deterjan köpüğü gibi köpük köpük. Dere boyu yürüyoruz. Kocaman adamlar sek sek oynar mı? Evet oynar. Islanmayı göze alamadıysa oynar. Sek sek oynar gibi bazen taştan taşa atlaya atlaya ilerliyoruz. Evet dedik ya burada sarmaşıklar krallık ilan etmiş. Her taraf sarmaşık.
Botanik bahçesindeyiz. Karadenizin tüm bitki örneklerinden var, çiçekler sevgililerini beklercesine her türlü renge bürünmüş. Dikkatlice bakmanızı tavsiye ederim. Aynı türün birkaç farklı türünü göreceksiniz.
Kayalarda sarmaşık ve yosun savaşı var. Görünüşe göre aralarında gizli bir rekabet var. Sarmaşıklar en güzel yeşilini gösterirken, yosunlar yeşilden kahve rengine kadar tüm renklerini sergiliyor. Büyükçe bir kayayı döndük. Yüksekten su boncuk boncuk dökülüyor. Taşlara vuran sular küçük parçalara ayrılıyor, ayrıldıkça köpük köpük akıyor. Deklanşör sürekli basılı anı yakalamaya en güzeli bulmaya çalışılıyor.
Biraz zaman geçirdikten sonra dere boyunca yine devam ediyoruz. Derenin bir tarafı fındık bahçesi bir tarafı orman. Yirmi dakika sonra ikinci şelaledeyiz. Her iki tarafı da sarp kayalık, kayalardan yem yeşil sarmaşıklar nazlı nazlı rüzgarla sallanıyor, etraf eğrelti otları ve böğürtlen tikenleri ile yem yeşil. Su bembeyaz köpük köpük. Etraf ıpıssız, sadece kuşların ve suyun şarkısını dinliyoruz.
Şelalenin yanında acaip bir değirmen. Küçük ama işlevi büyük. Dört direk, bir çatı. Evet yanlış duymaınız dört direk bir çatı. Her tarafı açık. Etrafta kullanılmış eski taşlar, eski çarklar ve taflan ağaçları. Üzerinde koskocaman bir kaya. Sanki kovuğuna değirmeni saklamış, onu kendi korumasına almış gibi duruyor. Değirmenin suyu şelalenin üstünden alınmış. Değirmeni çalıştırıyorsunuz, şelale kuruyor; şelaleyi şenlendiriyorsunuz, değirmen duruyor. Her halde bunlar belki yüzyıldır birbirleri ile kavgalı. Hiç barışmamışlar. Bundan sonra da barışacakları yok gibi. Ama insanlarla barışıklar. Şahıs değirmeni olmasına rağmen, un öğütenlerden bu zamana kadar hiç hak alınmamış.
İşten aradılar. İş yerine gidiyoruz. Ne kadar sürede mi? Merak mı ediyorsunuz? Sadece on dakika.
DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
