Bir Yürüyüş, Bir Göl ve Bir Hikaye

Giresun’da hep dağlarda gezmiş, hiç dere vadilerinde yürümemiştik. Mustafa beyleb u sefer bir dere geçişi yapalım diye düşünürken Aksu Deresi üzerinde bir noktayı güzergah olarak belirledik. Her zamanki gibi Pazar günü yapacağımız yürüyüşümüze Ordu ve Giresundan 23 kişi ile yürüyeceğiz.

Sabah kalkış 07:00 Ordu ilinden. Daha sonra yol boyu yürüyüşe katılacaklar toplanıyor ve benimle Dereli’de her zamanki çay-çorba mekanında buluşuyoruz. Ekipte yeni arkadaşlar var onlarla tanışıyoruz. Kısaca ilçemiz ve yürüyüşümüz ile ilgili bilgiler paylaşıyoruz. Kumanyalar alınıyor ve hepimiz yoldayız.

Giresun ilinin tanıtım yüzü Kuzalan Şelalesi’ndeyiz. Şelaleyi geziyor, geleneksel şelale fotoğrafımızı çekiyoruz. Pınarlar Köyünü geçip ilk sapaktan sola saparak Yeşilvadi Köyü yoluna devam ediyoruz. Vadinin dibine vardık Sürmen Orman Deposunun yanında köprünün üzerindeyiz. Parkur başlangıç fotoğrafımızı Necmettin Hocam çekiyor.

Köprüyü geçer geçmez dikkatimizi kırmızı bir su çekiyor. Su kırmızı olur mu olur herhalde. Yanına varıyoruz sudaki demir oksit havayla temas edince her yanı çökelerek kırmızıya boyamış. Şifa niyetine birer yudum içiyoruz. Ama gerçekten şifa imiş sonradan öğreniyoruz ki bu su deri hastalıklarına iyi geliyormuş. Yıllardır köylüler bu suda şifa buluyorlarmış.

Doğaçlama gidiyoruz bazen sudan bazen karadan. Tabiat o kadar muhteşem her taraf yüzlerce çeşit bitkilerle dolu, sanırsını botanik bahçesi. Ortalıkta kuş ve su sesinden başka bir ses yok. Devasa agaçlar devrilmiş, suyun üzerine köprü olmuşlar. Bazen karşıdan karşıya geçmek için köprü olarak kullanıyoruz.

Güzergahta yerine mevsimin meyveleri bizi karşılıyor. Böğürtlen, kuş çileği, dağ çileği, yabani elma ve armutlar. Yolumuz üzerinde rast geldikçe tadına bakıyor azar azar topluyoruz. Bir yere geldik ki herkes yürüyüşü bıraktı. Toplamaya başladık. Ne mi? Her derde deva Kuşburnu. Devan ediyoruz. Derenin kıvrımlı yapısı ve her an değişen coğrafi yapı bizleri hayran bırakıyor.

Sona yaklaşıyoruz. Artık bitiş noktasındayız. Hepimiz yorgun ve bitkin. Mehmet Ali Hocam ve Necmetttin bey bana sesleniyorlar. “Bu dere niye mavi akıyor” diye. “ Hadi dereye yukarı biraz yürüyelim” diyorlar. 500-600 metre kadar kadar yürüyoruz. Dere dar bir alana sıkıştı. Tırmanmamız gerekiyor. Komandoculuk oynuyoruz. Tırmandıkça bir göl görüyoruz. Mühteşem bir göl. Hem de üzerine doğru küçük küçük üç tane daha var. Hepimiz şaşkın. Fotoğraflıyor ve başlıyoruz pazarlığa önce kim paylaşacak diye. Benim paylaşmam için karar veriyoruz.

Adını vermek de nasip olan bu gölün sahibi çok çıktı değil mi? Necmettin ve Mehmet Ali Hocam.


DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın