Yüksek lisans çalışmam esnasında hocam “Giresun’un Yemek Kültürü” üzerine vize sınavı yerine geçecek bir ödev vermişti. Ödev hazırlayıp kendisine teslim ettiğimde geçer notu almış fakat ikinci bir görev ortaya çıkmıştı. Ödevi hazırlarken yaşlılarımızın “seferberlik” dediği Kurtuluş Savaşı zamanında hayatta kalabilmek için yedikleri yemeklerden de çalışmamda bahsetmiştim.
Bahsettiğim yemekler dikkatini çekmiş olacak ki hocam “ Giresun’un Seferberlik Ekmek ve Yemekleri konulu bir çalışma yapalım” dedi. Yaptığım çalışmayı biraz daha genişleterek Giresun ilinde 80 yaş üzerinde bulunan kişilerle birebir görüşme yaparken işte bu yemeğin hikayesi ortaya çıktı.
Araştırma çalışmalarımda Giresun Dereli İlçesi Heydere Köyü’nde de yaptım. Burada görüştüğüm 85 yaşındaki teyzem bana Kurtuluş Savaşı gazisi olan dedesinden duyduklarını anlatmıştı. Sohbete “ Dedemler köyden savaşa Altı Mustafa gitmişler. Sadece dedem dönmüş” sözleri ile başladık. Sohbetimiz hayli ilgi ve merak uyandırıcı şekilde devam etti. O ne sefalet Tanrım. Babalar, kardeşler vatan uğruna cephelerde şehit olur iken analar kızlar açlık ve sefaletle geride şehit olmuşlar. Dağda bayırda yemedikleri ot kalmamış. Öyle ki hayvanları takip ederek onlar ne yediyse onları yemişler.
Yemekler üzerine sohbet ederken oğlu da yanımızda idi. Bir ara ağzından “Marul Çorbası” kelimesi duydum. Allah Allah marulun çorbası mı olur diye düşünürken oğlu düzeltti. ” Marul dediği bahçedeki hani mor, sarı, kırmızı açan çiçekler var ya onlar” dedi. Anladım ki bildiğimiz marul değil, benim çocukluğumda erken ilkbaharda fındık bahçelerinin içinde açan Çuha Çiçeği. Bu çiçeği bilirdim çocukken çiçekleri koparır tatlı özünü “hüp” diye içimize çekerdik. Çok da hoş olurdu.
Teyzeye yemeğin nasıl yapıldığını sorduğumda “Olum bildiğin pancar çorbası gibi, ama o zamanlar malzemeyi nerden bulcan. Su, yağ, yaprak”dedi. Su, yağ, yaprak!
Araştırmayı yaptık makalemizi yazdık. Hocam düzeltti ve Necmettin Erbakan Üniversitesi’nin düzenlediği Uluslararası Aşçı Dede Ateşbâz-ı Veli Sempozyumu’na gönderdik. Sunduk ve yayınlandı. Ama bendeki merak bitmedi. Bu nasıl bir yemekti, tadı nasıldı. Bekledik aylarca Çuha çiçekleri açsın diye. Bekledik. Açtı çiçekler.
Topladık yaprakları geldik eve. Eşim pişirdi aynen pancar çorbası gibi. İftarda tattık. Hafif ekşi, farklı bir lezzeti. Fena da değildi hani.
Nedim onlar hayatta kalmak için yerken biz keyif için yedik. Ne gelir elden bu toprakları vatan bırakan insanlara duadan başka. Mekanları cennet olsun.

DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
