Şelale Peşinde, Eğriambar Köyü

Şehirden her fırsatta kaçmak gerek, çünkü şehir insanı yorar, onu çürütür, içini karartır; doğa ise insanı dinlendirir, onu gençleştirir, onu parlatır!

Merak ve keşif isteğimiz yine ağır geldi. Arkadaşlarla bir pazar günü yine bir araya geldik. Dereli İlçesinin Eğriambar Köyünde var olduğu söylenilen Düzyatak Şelalelerine gidiyoruz. Giresun Şebinkarahisar asfaltının üzerinde bulunan Çalca Köyünden yolculuğumuza başladık.

Yolumuzun alt ve üstü fındık bahçeleri ile kaplı. Fındık dalları küpelerini takmış, gelinliğini giyeceği zamanı bekliyor. Kış mevsiminde olmamız nedeniyle yer yer görülen Taflan ağaçları dışında hiç yeşillik göze çarpmıyor.

Yol boyunca betonarme ve eski ahşap evler dikkatimizi çekiyor. Beton evlerin görüntüsü hepimizi rahatsız ediyor. Ahşap evler ise saray yavrusu gibi duruyor. Tırabzanlar arasına çamurla yerleştirilmiş minik taşlar evlerin duvarlarında bir tablo gibi. Beğendiğimiz evlerin yanlarında duruyor ve fotoğraflıyoruz. Evlerin yanında serentiler ve hala kullanıldığı anlaşılan taş fırınlar duruyor. Yeni yakılmışcasına elma, armut, darı ve ekmek kokusunu alıyor gibiyiz. Hele fırın yandığında alevin yüzümüze geldiği mısır polu pişirdiğim ve kaşlarımın, kirpiklerimin tütsülendiği günler aklıma düşüyor. Bilmemize rağmen yine de fırının içine bakmadan kendimizi alamıyoruz.

Yine yola koyulduk. Eğriambar merkezdeyiz. Çıkışta yolu şaşırınca yolda gördüğümüz yaşlı bir teyzeye Düzyatak yolunu soruyoruz. Duyabilen ancak konuşma güçlüğü çeken teyze zorlukla hoş geldiniz dedikten sonra güç bela yolu el kol hareketleri ile tarif ediyor.

Yolumuz dere üzerine kurulmuş beton bir koprüye çıkıyor. Köprünün yanındaki yüksek yüksek kayaların yapısı bir doğa harikası. Suyun gücüne bir kez daha şahitlik ediyor ve oluşturduğu kısacık kanyona dalıyoruz. Su kayalara harika desenler vermiş, göletler oluşturmuş. Gökyüzünü görmek için tam kafamızı kaldırarak bakmamız gerekiyor. Kayalardan sarmaşıklar aşağıya uzanıyor. Kanyonda ilerledikçe yolumuz bir şelaleye çıkıyor. Su öyle bir dar yerden aşağı akıyor ki daha ilerleyemiyoruz. Merakımızı yenemeden geri dönüyoruzyoruz. Asil hedefe doğru ilerliyoruz.


Yol dereden oldukça yüksekten geçiyor. Ama bizim gözümüz hep derede. Su ve şelale aklımızdan hiç çıkmıyor. Derede bir şelale görüyor ve hemen duruyoruz. Araçtan iniyor ve seyrediyoruz. Fotoğraf makinesinin objektifini değiştiriyor ve şelaleyi fotoğraflayıp yola düşüyoruz.

Bize rehberlik edecek olan Hüseyin ağabeyin evinin yanındayız. Acele ediyoruz. Çantalarımızı hazırlıyor ve yola koyuluyoruz. On dakika sonra şelaledeyiz. Sarp kayaların içinden akan su yaklaşık 29-30 metreden yüksek bir hızla düşüyor. Kendimizi bahar ayında hissediyoruz her taraf yem yeşil taflan ve orman gülü ağaçları ile süslenmiş. Kışın güzelliği karda yeşilin üzerinde gelinlik gibi duruyor. Sanki Giresun sembolü olan yeşil – beyaz renklerini buradan almış gibi. ilk baharını hayal ediyorum. Su artmış taftan beyaz çiçek, orman gülü pempe güller açmış. Ne güzel olurdu değil mi. Birde taflan çiçeğinin o muhteşem kokusunu ekledik mi. Değmeyin keyfinize. Nerede olursanız olun mutlaka ilk fırsatta taflan çiçeğini bir kere koklayın.

Şimdi diğer şelaleye gidiyoruz. Yol yok. Önde Hüseyin ağabey orakla yol açıyor bizde orman gülleri ve taflan ağaçlarına tutunarak ilerliyoruz. Aşağıya bakıyorun. Bir kayarsam en yüz metre düşme tehlikesi var. Nihayet şelaleye vardık. Tutunmaktan kollarım ağrıyor, bacaklarım titriyor. Ama manzara muhteşem. Biraz soluklanıp manzaranın keyfini çıkarıyoruz.

Burada üç adet şelale daha var. Birinci şelale 5-6 metre kadar, biraz ufak ancak manzarası bir hayli güzel. İkinci şelale 20 -25 metre kadar. Baş tarafında ve döküldüğü yerde küçük birer gölet oluşturmuş. Üçüncü şelalede 20-25 metre ancak taşları yırtarcasına dar olarak akıyor. Tırmanma merakı olanlara güzel bir tırmanış mekanı gibi. Buradaki taşlar blok halende ve oldukça sağlam duruyor. Adrenalin tutkunları için harika bir mekan.

Hüseyin ağabey dere boyunca ilerlendiğinde irili ufaklı yine şelaleler olduğunu, derenin takip edilmesi halinde Karatepe Yaylasına ulaşılabileceğimizi söylüyor. Ancak yüksekte kardan hareket edemeyebileceğimizi söylüyor. Ama ben Karatepe Yaylasını sarı ve pembe orman gülleri arasında tamamen ahşap evlerden oluşan cennetten bir köşe olarak hatırlıyorum.

Gelin bu güzellikleri belgesellerde, fotoğraflarda seyretmekle kalmayın. Silkinin ve artık doğaya çıkmanın zamanı geldi deyin ve bizimle doğaya çıkın . Farklı bir günü keyifli yaşamanın ayrıcalığını yaşayın, özel olduğunuzu hissedin, çevrenizdekilerde hissetsinler.

Artık dönüyoruz. Bir hayli de acıktık hani. Hüseyin ağabeye misafir oluyoruz. Yenge neler hazırlamış neler. Harika acı biberli pancar çorbası, fasulye turşusu, kestane balı ve mısır ekmeği.


DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın