Oldum olası çok severim darı ekmeğini. Siz mısır ekmeği diyebilirsiniz ama benim için darı ekmeği. Bu yazımızda da hep darı ekmeği ifadesini kullanacağım. Yoğurtla severim, pancar çorbası ile severim, turşu ile severim, turşu suyuna doğrayıp yemeyi severim, öğmecini severim, armut balına doğrayıp yemesini severim darı ekmeğinin. Darı çorbasını, hediğini severim. Darının tereyağlı yağlaşını severim. Darıunu helvasını severim. Her şeyini severim.

Bugün biraz darı ekmeği, darı kültürü üzerine sohbet edeceğiz. Yeni dünyanın keşfi ile tanışmışız darı ile. Kristof Kolomb’a borçluyuz bu enfes tadı. 1500’lü yıllarda gelmiş eski dünyaya. Mısır’dan girmiş bizim coğrafyamıza. “Mısır darısı” demiş atalar bir müddet. Buradan Avrupa’ya geçmiş, sofralarına girmiş, Avrupalı “Türk mısırı” demiş darıya. Günümüzde ise mısır ifadesini kullanıyoruz artık. Neden darı demişiz ve darı demekten vaz geçmemişiz onu araştırdım biraz. Giresun’un antik çağ mutfağını, ekmeklerini araştırırken karşıma çıktı darı. Yanında buğday. Tabi kaynaklarda bu darı bugün muhabbet kuşlarına verdiğimiz ak darı, süpürge darısı. Bitkilerin fiziki yapısı ve tohumlarının benzerliği belki de darı ifadesinin devamına neden oldu.
Darı Giresun’da bir zamanların temel besin kaynağıdır. Giresun’da Ceniklilerin ve Gırıklıların kıtlığın, seferberlik zamanlarının kurtuluş sembolüdür. Darı efsanelere konu olmuştur Girsesun’da. Yağlaşı ile mahkemelerde adalet sağlamış, köylülerin toprak sorununu çözmüştür. Güdeneli ekmek, Zulbutlu ekmek, Hamsili ekmek olmuştur darı.
Benim çocuklumda bugün amcalarımın ve babamın fındık bahçeleri yoktu. Darı bir numaralı ekmek kaynağı idi ve mümkün olan her taraf ekilirdi. Köyümüzün tamamına darı ekilirdi. Öküzlerle sürülür tarlalar ve imeceler ile yürütülürdü işler. Sık alma imecesi vardı, ot kazma imecesi vardı, darı biçme imecesi vardı, kışın darı soyma imeceleri vardı köyde. Herkes birbirine yardım ederdi.
Lezzetli olurdu o zaman darı ve darı ekmekleri. Köylünün elindeki tohumlar atalık tohumlardı. Herkes tohumluğunu en iyi darıdan saklar, ikinci kaliteyi ekmeklik, üçüncü kalite darıyı hayvan yemi olarak kullanırdı. Su değirmenleri vardı köylerde. Kimi hak değirmeni, kimi köy ortak malı. Değirmenci torunuyum bende, hani un öğütmüşlüğüm vardır biraz. Dedemin değirmeni meşhurdu. Sıra olurdu. İnsanlar seçici idi. Bazı değirmenciler ve taşları iyi olmadığı için pek tercih edilmezdi. Ama dedeminkinde her zaman sıra olur, sabahlara kadar un öğütülürdü.
En yoğun zaman yayla zamanı idi. Öyle araç yoktu. At ve katır ve eşeklerle yaylaya göçülürdü. İnsanlar yaylada yetecek kadar darıları öğütür, göçle beraber götürürlerdi. Yaylayı çok severim ben. Yayla çocuğuyum derim hep. Hiç unutmam rahmetli babaannemler yaylaya göçecekti. Babam köyümüzde öğretmendi. Un öğütmeye gelmişlerdi değirmene, beni bırakıp yaylaya gidecekler diye o gece değirmende babaannemle kalmıştım. Dayanamayınca un çuvallarının üzerinde uyumuşum. Babam alıp eve götürmüş. Uyandığımda gitmişlerdi babaannemler yaylaya. Çok ağlamıştım. Ama nafile, gitmişlerdi.
Biz gelelim darıya. Her zaman söyleniriz: “Ah o eski zamanlar, ah o eski tatlar nerede” diye. O eski zamanları ve tatları biz yok ediyoruz sanki. Bizler büyüdük. Köylerde geçimler sağlanamayınca gurbetçi olduk. Tarlaları ekecek gençler kalmayınca, darı tarlaları fındık bahçesine döndü. O eski darı tohumları yok oldu. Hibrit tohumlar var artık. Beğenmiyoruz artık o eski eğri büğrü mısır koçanlarını, metrekareye yüksek verim peşine düştük, kemre yetersiz kaldı, gübreleme yapıyoruz. Hani eski hayvanlarda yok artık. Hayvan gübresini de zor buluruz. Darı da ne tat kaldı, ne de tuz. O yüzden darı ekmekleri eski tadında değil. Birde ucuz diye buğday unu katılıyor içine. Yeni nesil darı ekmeği yediğini sanıyor. Darının tadını bildiğini sanıyor ama nafile. Yedikleri ne mısır ekmeği nede buğday ekmeği. Karışık bişi işte.
Darı tohumlarını araştırdım Dereli’de geçen yıl. Bir avuç insan ekiyor, hem kendi keyfi için hem de ticareti için. Hele bir tanesi var ki:” Hocam ben bu darıyı ölene kadar ekeceğim. Benim çocuklar ekmez. Bu tohum ta babaannemin anasından kalma” demişti.
Geçenlerde mısır ekmeği meşhur dediler, yol üstünde dediler. Uğradım. Darı ununu nerden aldıklarını sordum. Şaşkınlıkla yüzüme baktı, durdu ağzından Trabzon lafı çıktı. Ama adam Trabzon’luydu. O an aklına memleketi gelmişti. Bana:” Neden sordunuz? ”dedi. “Müşterileriniz darı ekmeğinizden memnun. Unu nereden aldığınızı merak ettim” dedim. Akşam yedim. Ama ya fırının müşterileri darı ekmeği yememişler ya da darının gerçek tanı bilmiyorlar.
Gerçek tad nerede biliyor musunuz? Dereli’de. “Hocaaam” der gibisiniz. Duydum. Demeyin, hala yerli darı kullanılıyor. Dereli’de bir avuç insanın yetiştirmeye çabaladığı yerli tohumlardan üretilen unu kullanıyorlar. Arada var mıdır hibrit kullanan? Vardır.

Ama hala;
Çalca’nın Cerenacu darısını,
Eğriambar’ın Apsamana, Gabaapsamana, Tuna darısını,
Kurtulmuş’un Gaba, Akkaya, Uzunalı darısını,
Küçükahmet’in Aspamana, Sarı darısını,
Yüce’nin Çöntü, Gabaçöntü darısını,
Alancığın Çöltü, Çavuş darısını,
Yeşilvadi’nin, Güdül’ün,Yavuzkemal’in, Tamdere’nin Çöntü darısını kullananlar var.
Hem ekeni, hem dikeni desteklemek için Dereli’den alsak olmaz mı? Giresun’daki fırıncılar unları bunlardan alsa olmaz mı? Olur olur.
Bu tohumlar ölmesin, kaybolmasın, insanlar bu işten para kazansınlar ki üretsinler. Sizler de darının, ununun, ekmeğinin gerçek tadına varın.
Giresun’da her Pazartesi ve Cuma Gırıklı pazarına uğrayın. Perşembe günleri Dereli pazarına uğrayın.
Olur mu?

DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
