Kuzugöbeği Mantarı Peşinde; Şebinkarahisar

Bugün günlerden Pazar. Daha önce Ömer YAĞLIDERE ile konuşmuş, Şebinkarahisar’a Kuzugöbeği mantarına gitmeye karar vermiştik. Mantar organizasyonu için hem öğrencim hem de akrabam olan Metin KILIÇOĞLU’nu aramıştım. Mantar hakkında bilgi toplayan öğrencim bizi Pazar günü beklediğini haber vermişti.

Pazar günü Giresun müzesinin yanında saat 07:00 gibi buluştuk. Yol uzun, bize göre günler kısa. Sohbet ede ede Şebinkarahisar’a vardık. Öğrencim Metin ile arkadaşları oto boyacısı Nevzat BÖLÜK ve Orman işletme çalışanı Emrah BÖLÜK bizi karşıladı. Biz aceleyle ormana gitmek isterken onlar, kahvaltı yapmadan çıkmamıza izin vermediler.

Çorbacıya geçtik hep beraber. Bir kişi hariç herkes kelle paça çorbası istedi. Ben tereddütte kalınca ısrarla tavsiye ettiler. Denemek için az bir çorba da ben aldım. Oldum olası sakatat ürünlerini sevmem. Çok zaman yemem için ısrar edildi. Ama hep kötü anılarım oldu. Bazen yemedim, bir kaşık alıp lavaboya gittiğim oldu. Bu seferki sanki farklı idi. Tadı güzel geldi. Lokanta sahibi ile görüştüm. Muhammed ustanın Tadım Çorba salonu imiş. Kendisine teşekkür ettim. İlk defa keyifle yediğimi de aktardım. Çorbalar bitti. Acelemiz var bizim. Derdimiz kuzugöbeği mantarı.

“Vakit nakittir” demiş uslular. Hemen yola çıktık. Bizim Şehitler, Saydere, Erimez dağı tarafına doğru. Kendi köylerinin yaylalarına götürdüklerini söylediler. Kendilerinin her zaman mantar buldukları Sarıçam ve Kavak ağaçlarından oluşan ormanlara doğru gidiyoruz. Yol biraz bozuk ama önemli değil. Aracımız iyi.

Bir yerde durduk. Aracı Metin’e emanet ettik. Orman daldık. Gezerken bir an onlardan ayrı düştüm. Bende biraz çiçek sevdası da vardı hani. Ormanı gezerken sarı ve kırmızı çiçekli orkideleri görünce biraz yavaşlamışım. Telefonla beğendiklerimin fotoğrafını çekerken benden bayağı uzaklaşmışlar. Çok da güzellerdi mübarekler. Neredeyse tüm ormana yayılmışlardı. Kekik gördüm, sıçan kulağı kadar yaprakları vardı. Küme küme. Koparıp parmaklarımın arasında evdim, harika bir aroması vardı. Sanki bizim yaylalarda yetişenlerden daha aromatik gibi geldi bana.

Bayağı vakit kaybetmişim. Onlar kuzu göbeklerini bulmuşlar. Beni beklerlermiş. Bağırış çağırış biribirimizi bulduk. Nevzat Bölük: “Hocam bak bakalım, Görebilecek misin?” dedi. Bakıyorum bakıyorum göremedim. Onlar gösterdi. Normal bu mantara göz aşinalığımız yok. Yerler Sarıçam kozalağı, kahverengi topraklar, mantarda kahverengi. Sanki bulunmamak için kamuflaj yapmış.

Neyse bizde bir sevinç. Ömer hocanın videosunu çekip, fotoğraflıyoruz. O da benimkini çekiyor. Mutluyuz. Başladık bulmaya. Biz mi buluyoruz? Hayır. Nezat ve Emrah buluyor. Biz kesip sepete atıyoruz. Onlar nerede bulunur biliyorlar, gözler alışmış. Aradere de beni deniyorlar. Göremiyorum gardaş. Bir zaman sonra gözler mantara alışınca bir, iki bizde bulmaya başladık.

Çayır Çimen Geze Geze…

Ormanda ilerliyoruz. Sarıçam ormanının içinde bir çayıra denk geldik. Aman Allahım Şebinkarahisar’da böyle güzel yerler mi? Varmış. Ben Şebinkarahisar’ı taşlık kayalık, çıtırlık olarak bilirdim. Hatta Totak tarafına, baraj tarafına gitmişliğim vardı. Ama burası burası başka güzelmiş. Neden değerlendirilmez anlamadım. Şebinkarahisar ile ilgili çok şey kaçırmışım diye geçirdim içimden.

Nevzat ve Emrah ileride biz etrafında. Ormanı gezmeye, her yerine adım atmaya çalışıyoruz. Zaman zaman da buluyoruz. Avcı sadece biz değilmişiz ki adamlar traktör ile araç giremeyecek yerlere kadar girmişler. Her taraf traktör izi. “Bizden önce talan etmişler mantarları” diye geçiyor içimizden.

Yavaş yavaş aracımızın bulunduğu buluşma noktasına geliyoruz. Yorulduk, bacakta ağrılar, sepette mantarlar var. Hemen çeşmeden su içmek için gidiyorum. Harika tat ve soğuklukta su var. Yudum yudum anca içebiliyorum. Başımı yıkamayı düşünmüştüm. Ama cesaret edemedim, soğukluğunu görünce. Emrah semaver çayı yapmış. Bizi beklerken. Bu yorgunluğa da iyi geldi hani. Bardak bardak içtim.

Teşekkür edip ayrıldık onlardan. Metin, bize yemek söylemeden göndermedi. Baba annesine çekmiş. Baba annesi Karakayalı’lardan yani bizim sülaledendi. Çocuktuk yaylada biz. Her Cuma günleri Metin’in dedesi Bilal dayının yolunu gözlerdik. Bilirdik ki o köyden gelirken hiç boş gelmez mevsimine göre sepet sepet kiraz, erik, armut getirirdi. Bülükten gözlerdik onun yolunu. O zaman yol yoktu. Kümbet’ten yürüme gelinirdi yaylaya. Bilal dayı sepeti bırakır bırakmaz, koyunların yanına giderdi. Bizde obanın tüm çocukları onun evine. Metin’in baba annesi hemen tepsiyi sofraya koyar, üzerine ne geldi ise boşaltır. Darı ekmeği  ya da bazlama ekmeği verirdi bize. Bizde doyana kadar yerdik. Şimdi ikisi de rahmetli oldu. Üzerimizde emekleri çok, Allah rahmet eylesin.

Dedim ya Metin de babaannesine çekmiş. Yemeğimizi yedik. Helalleştik.

Şebinkarahisar varınca ne alınır. Tabi çemiç, pekmez, bal, pestil, köme alınır. Küçük bir alışveriş ver elini Giresun.

Güzel bir gündü. Şebinkarahisar’ın bir başka yüzünü bana gösteren öğrencim, akrabam Metin’e, Nezvat ve Emrah gardaşıma teşekkür ederim.

İyi varsınız.


DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın