Yemyeşil, tırtıklı ve dikenli gibi görünen yaprakları, altın sarısı çiçekleri ile yol kenarlarının süsüdür adeta eşşek helvası.

Dikenli görünse de yumuşak bir yapıda ve sütlüdür. Lateks yani sütlü olması nedeniyle hafif acıdır aslında.
Hemen her yerde karşımıza çıkar. Sahilde yürüyüş yaparken yine çokça karşıma çıkınca biraz araştırmak istedim.
Ege ve Akdeniz mutfağında tüketilen yabani ve şifalı bir bitkidir. Halk arasında “helvacık otu”, “çoban düdüğü”, “sütlüce” veya “yabani marul” gibi farklı isimlerle de bilinirmiş.
Yaprakları ve taze dalları haşlanarak salatası yapılır. Genellikle üzerine zeytinyağı ve limon gezdirilerek servis edilir. Ayrıca bazı yörelerde soğan ve sarımsakla kavrularak veya yumurtalı olarak da pişirilir. Bende daha önce yumurtalı kavurmasını denemiştim.
Yunan mitolojisinde bir efsaneye göre, Atinalı kahraman Theseus, Girit Labirenti’ne girip canavar Minotor ile savaşmadan önce güç toplamak için bu otu yemiştir. Bu nedenle bitki, antik dönemde “kahramanların güç tazelediği besin” olarak anılır.

A ve C vitaminlerince zengin, kalsiyum, potasyum, demir ve magnezyum kaynağıdır kendisi. Tüketmekte fayda var bence, bayağı faydalı da aslında.
Karaciğeri toksinlerden arındırmaya yardımcı olur ve safra akışını düzenleyerek yağların sindirimini kolaylaştırır.
Vücuttaki ödemin atılmasını sağlar ve böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olduğu bilinir.
Mide yanmalarına iyi gelir ve bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler.
İçeriğindeki sütlü sıvı, sinir sistemini yatıştırarak uykusuzluk ve hafif stres durumlarında rahatlama sağlar.
Bitkiden çıkan süt, geleneksel tıpta siğil tedavisinde ve ciltteki küçük tahrişlerin iyileştirilmesinde haricen kullanılır.
Vücuttaki kronik iltihaplanma (enflamasyon) süreçlerini hafifletici antioksidanlar içerir.

Nedim.
Ot deyip geçmeyin.
DOĞAYEN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
